Istanbul/ Eminönü

Istanbul/ Eminönü

Di Nergiz Varli

İstanbul, geçmişiyle herkesi kendine hayran bıraktıran şehir, âdeta açık hava müzesi gibi. Tarihi, kültürel zenginliği ve miraslarıyla ne kadar önemli olduğunu, uğruna ne kadar çok savaş verildiğini gözler önüne seriyor görkemli yapılarıyla. Yeditepe üzerine kurulu bu şehir yüzyıllar öncesinde olduğu gibi yüzyıllar sonra da kendine hayran bıraktıracak herkesi. Ben İstanbul’u gören gözün, ruhun onu unutabileceğine inanmıyorum.

Eski şehirden, geçmişten günümüze tarihin sessiz tanıklarıyla başladığımız İstanbul yolculuğumuza bugün, Eminönü’yle devam ediyoruz. Birbiriyle kıyaslanamayacak kadar güzel ve eşsiz camilerin, hanların, binaların, müzelerin, çarşıların sokakların arasında yeni bir gezintiye çıkıyoruz. Eminönü’ne gitmenin bir çok yolu var ama en güzeli Pera’dan , Galata Köprüsü üzerinden yürüyerek Tarihi Yarımada’yı gezmeye başlamak. Neredeyse yirmidört saat oltalarıyla avlanan balıkçıları ve köprü altından geçen tekneleri izleyerek Eminönü’ne gidebilirsiniz. İlk dikkat çeken ve en önemli yapıtlarından olan Yeni Camii, Süleymaniye Camii, birbirinden ihtişamlı siluetleriyle sizi etkisi altına almaya başlar.

Eminönü adını Osmanlı döneminde burada bulunan Deniz Gümrüğü ve Gümrük Eminliği’nden almış. Osmanlı da zabıta ve gümrükçülere “Emin” denirmiş. Her malın emini , gümrüğü ayrıymış her tüccar ilgili olduğu emin’in önüne gelir vergisini verir mallarını kontrol ettirirmiş. İşte bu yüzden semtin adı “Eminönü” olmuş. Bizans İmparatorlu’ğundan beri en önemli liman ve ticaret merkezi olan Eminönü,

İstanbul’un tarihinde de sur içinde kalan yani “sarayın haneda’nın” sur dışına çıkmadığı eski kuruluşun içinde yer alan semttir. Bugün hala şehrin en önemli merkezlerinden olan Eminönü herzaman kalabalık ki gün içinde nüfusun 2 milyona yakın olduğu dile getiriliyor. Hem yabancı hem de yerli turisti cezbeden semt Doğu Romanın, Bizans’ın başkenti daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi olan bölgede yer almasından dolayı cazibesini koruyor. Tüm bu özellikler gün içinde neden iki milyona yakın ziyaretçisi olduğunu açıklar nitelikte.

Gelin hep beraber Yeni Cami diğer adı da Valide Sultan Camii olan ve ilkleriyle bilinen Cami’den başlayalım gezimize. Yapımına (1550-1605) yılında başlanan cami padişahın annesi Safiye Sultan tarafından başlatılmıştır. Mimarı Davud Ağa’dır. İstanbul da deniz kıyısına yapılan ilk büyük camisidir. Yapımına başlandığı yıllarda çok su alan zemin demir kazıklarla sağlamlaştırılmış ve taş bloklarla temeli atılmıştır. Yerden 75 cm yükseltilmiştir. Mimar Davud Ağa cami’nin inşaatı için Rodos’tan taşlar getirmiştir. Aynı yıl vefat eden mimarın yerine Mimar Dalgıç Ahmet Ağa getirilmiştir. Ahmet Ağa yapıyı birinci sıra pencere üstüne kadar görmüştür ama talihsizlikler bitmemiş Sultan’ın ölümünün

ardından Safiye Sultan eski gücünü kaybetmiş ve Camii’nin inşaatı tamamen durmuş, Aradan yıllar geçmiş tam olarak 66 yıl sonra IV. Mehmet’in annesi Turhan Hatice Sultan tarafından dönemin mimarbaşısı Mustafa Ağa’ya tamamlattırılmıştır cami. Yapım sürecinde üç mimar ve yedi padişah gören Yeni Cami’nin 66 yıl da bitirilmesine atfen 66 kubbesi vardır. Bu büyüklükte yapılan son Selâtin camidir. (Sultanlar tarafından yaptırılan) Camii, Hünkâr Kasrı, Mısır Çarşısı, Valide Sultan Türbesi, sebil, çeşme ve sıbyan mektebinden oluşmaktadır. Daha ileriki zamanlarda Külliye’ye bir türbe, muvakkithane ve kütüphane eklenmiştir. Cami’nin içi mavi, beyaz, yeşil İznik çinileri ile süslenmiştir. Hopörlerin olmadığı dönemde yarım düzine müezzin’in aynı anda şerefeye çıkar aynı makam ve üslûpla çıplak ses ezan okurlarmış. Cami’nin en önemli parçalarından biri de Safiye Sultan’ın yaptırdığı Hünkar Kasrı’dır. Padişah ve ailesinin Yeni Camiye ibadet için geldiklerinde kandil gecesi ve bayram gibi özel günlerde namaz, dinlenme ve konaklamak için yaptırdığı özel yapılardır. Kasır’ların en önemli özelliği camiye girişinin olmasıdır. İçi üç odalı olan Kasır günümüz de girişini özel sergilere açıyor. İznik Çinileri ve ayetlerle kaplı duvarları, vitraylı camları, döşemeleri, sedirleri, ahşap oyma ve kalem işleriyle süslü odaları mavi’nin her tonuyla derinden etkileyecek sizi. 2004 yılında yapılan restorasyon çalışmaları sonrası Yeni Cami Hünkâr Kasrı, 2010 Europe Nostra (Avrupa Birliği Kültürel Mirasın Koruma) ödülü almıştır.

Şehrin en önemli ulaşım noktalarından biri olan semt tüm canlılığıyla sizi kendine çeker. Vapur, motor, tramvay ve otobüslerle günün her saati şehrin her yerine yolculuk edebilirsiniz. İnsan sesiyle motor, martı, sokak, araç sesinin birbirine karıştığı anlarda saat eğer öğleni gösteriyorsa o çılgın kalabalığın içine girmişsiniz demektir. Yeni Cami’nin hemen yanında bulunan Mısır Çarşısı 1660 yılında yapılmıştır. Adını Uzakdoğu ve Hint mallarının kervanlar ile Mısır’ dan getirilmesinden almış. İstanbul’un ikinci büyük çarşısıdır. L şeklinde bir plâna sahiptir içinde 100 dükkan bulunmaktadır. Çarşıya girdiğinizde rengarenk tezgâhlarıyla adeta görsel bir şölen sunan dükkanlar iştah açıcı bir tablo sunuyor. Dışarıdan baktığınız da küçük bir yapı gibi görünsede içine girdiğinizde ne kadar yanıldığınızı anlıyorsunuz. Satılan ürün çeşitliliğiyle bambaşka bir dünya sunar size Mısır Çarşısı. Otantik havası ile Doğu’nun gizemli sokaklarına doğru büyüleyici bir yolculuğa çıkarsınız. Çarşı da lokum, kuruyemiş, şarküteri ürünleri, baharat, bitki çayları, hediyelik ve turistik eşyalar, altın ve değerli taşlarla yapılmış takıların satıldığı dükkanlar günün her saati hem yerli hem yabancı hizmet vermektedir. Çarşı’nın çevresindeki dükkanlarda ise çeşitli mutfak araçları, giyim eşyası ve yiyecek ürünleri satılmaktadır. Dar ve kalabalık sokaklarda ilerlerken içinde her türlü bitkinin, çiçeğin, tohumun, ağacın, yemin ve kafeslerde kuş, civciv satılan Çiçek Pazarına gelirsiniz. Bu Pazar da hatta Eminönü’nde insandan başka her şey satılıyor denir. Mis gibi kokan çiçeklerin arasından Sultan Hatice Turhan’ın türbesini ziyaret edebilir, çevreyi gözlemleyebilir ve hatta içinden geçebilirsiniz. Caminin etrafını gezerken yapmanız gereken bir şey daha var o da kanat sesleriyle şehrin sesinin birbirine karıştığı güvercinlere satılan yem ile onları besleyebilirsiniz. Gün boyu tekrarlanan bu ritüel hem size hem de güvercinlere çok iyi gelecek.

Camiyi solunuza alıp Tahtakale’ye doğru yürürseniz hemen merdivenlerin başında Rüstem Paşa Cami sizi beklemekte, Rüstem Paşa Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı ve veziridir. Avrupa’nın en süslü camisi olarak ‘’Newsweek dergisi’’ dünyanın 50 mücevheri listesine almıştır. Cami’nin bulunduğu alan çukurda kaldığı için alt kısmına dükkanlar ve depolar yapılmış. İznik çinilerinin en güzel örnekleri ile süslüdür. Taklit edilemeyen ünlü mercan kırmızısıyla yapılmış lale ve karanfil desenli bu çiniler Osmanlı çinicilik sanatının en güzel örneklerindendir. Sade bir görünüme sahip olan cami dönemin de çok eleştiri alınca Mimar Sinan caminin iç kısmında harikulade bir iş çıkarmış ve Cami’nin içini duvarlarından mihrap ve minberine kadar herşeyi eşsiz güzellikteki bu çiniler ile süslenmiştir.

Bölgenin siluetini belirleyen en önemli yapılardan biri olan Kanuni Sultan Süleyman için yaptırılan muhteşem Süleymaniye Cami’sini gezelim biraz da Süleymaniye cami mutlaka görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor. İstanbul’un üçüncü tepesin de yer alan cami tüm heybetiyle sizi selamlıyor. Mimar Sinan’ın 1550 yılında yaptığı şaheser bir cihan padişahı olan Kanuni’nin tahta çıkışının otuzuncu yıldönümünü kutlamak amacıyla yaptırılmıştır. Cami yedi yılda yapılmıştır ama etrafında ki külliye içinde ki kütüphane, medrese, hastane, hamam, imaret hazire ve dükkanlardan oluşan külliye’nin yapımı bir yıl uzamıştır.

Süleymaniye Cami’nde birçok tarihi olay sayılarla sembolleştirilmiş. Dört minare Kanuni Sultan Süleyman’ın dördüncü padişah olduğunu on şerefesi ise kuruluştan itibaren tahta geçen onuncu sultan olduğunu simgeler. Camideki önemli bir detay da dört dev sütundan ikisinin Balbek ve İskenderiye ‘den diğer ikisinin de İstanbul’daki eski yapılardan geldiğidir. Dört fil ayağının İslam’ın dört halifesini temsil ettiğidir. Cami’nin mimarı, Mimar Sinan’ın ‘’kalfalık eserim” dediği cami açılış gününde padişahın camiyi görüp etkilenmesiyle açma onurunu yine Mimar Sinan’nın kendisine vermiştir. Külliye aynı zamanda hem Kanuni Sultan Süleyman’ın hem de Hürrem Sultan’ın ebedi istirahatgahıdır.


Redazione

Redazione